 |
|

| Kamuoyunda Bilim Araştırma Vakfı davası olarak bilinen davanın sonuçlanmasının hemen öncesinde ekranlara “acılı baba” görünümünde çıkarılmış olan olan babam Feridun Özgül, aslında oldukça güçlü bir rol yeteneği kullanarak tüm Türk halkını aldatmaya çalışmıştır. İnsanlar genel olarak duygusal olurlar, televizyonda seyrettikleri filmde rol yaptığını bildikleri bir artistten bile etkilenip ağlarlar. Oysa makul bir akılla bakan bir insan, televizyondaki aynı filmi seyrettiğinde oradaki kişilerin yalnızca rol yaptıklarını rahatlıkla görebilir. Babamın “acılı baba” rolünde de bu şekilde olmuştur. Makul bir akılla bakan bir kişi, babamın ekranlarda açıkça rol yapmakta olduğunu, bir oyun oynadığını rahatlıkla görebilir. Buradaki sahteliği tüm açıklığıyla fark edebilir. Ama insanlara bu oyun, bir dram gibi sunulmuştur. İnsanlar olaya tek yönlü bakmışlar, bir aile faciası gibi algılamaya yönlendirilmişlerdir. Karşılarındaki insanın rol yapmadığını, gerçekten yaşadıklarını anlattığını inanmaya kodlanmışlardır. Tek yönlü düşünmeden, makul bir akılla bakıldığında, buradaki ikiyüzlülük tüm açıklığıyla ortaya çıkacaktır. Bunu görmek için hemen yanda linki görülen filmi tekrar seyredebilirsiniz. Tek yönlü ve yüzeysel değil, dikkatlice baktığınızda babamın tüm Türk halkına karşı oynadığı oyunu hemen göreceksiniz. Çünkü olayların birinci dereceden muhatabı olarak söylüyorum ki babam Feridun Özgül’ün bu videoda anlattıkları doğru değildir. Ve rol kabiliyetinin bir ürünüdür. |
Benim annem ve babamla görüşmemem, onların saldırgan tavırlarına karşı almış olduğum bir önlemdir ve kesin olarak kendi kararımdır. Fakat bunun yanı sıra, annemin de babamında ellerinde telefon numaram mevcuttur. Beni istedikleri zaman istedikleri kadar arama gibi bir imkanları vardır. Kendilerine yalnızca bir telefon mesafesi uzaklıkta olmama rağmen, nerede olduğumu bilememeleri, iletişim kuramamaları iddiası elbette ki gerçek değildir.
|
Yarın benim çocuğum İslam ahlakına uygun bir hayat yaşamak istese, ona canı gönülden destekçi olurum. Fakat düşünceleri benden farklı olsa da, toplumda bir başkasına zarar vermediği sürece, onun yaşam tarzına tahammüllü olur, kendi görüşlerime uyması için kesinlikle ona zor kullanmam. Ona karşı tahammülsüzleşmeyeceğim, saldırganlaşmayacağım için de benden kopup ayrılması elbette ki söz konusu olmayacaktır. |
Hiç şüphesiz Türk örf ve geleneklerine göre ailenin önemi büyüktür. Benim için de aile kavramı büyük önem taşımaktadır. Ancak hapishaneler adam öldüren, insanları yaralayan birçok suç işlemiş olan anne babalarla doludur. Sonuçta bir kişinin anne veya baba olması onların tamamen masum olduklarını göstermez. Masum insanlara karşı iftira atan, onların haksız yere yargılanmaları yönünde aleyhte faaliyette bulunan kişiler ailem de olsa, bu duruma göz yummam akla, vicdana ve adalet anlayışına uygun olmayacaktır. |
Ben ve BAV camiası, Kuran ahlakına uyan ve dolayısıyla da Türk örf ve anenelerine önem veren insanlarız. Benim de isteğim kuşkusuz ki her insan gibi ailemle birlikte güzel bir düğün yaşamaktı. Fakat bunun gerçekleşmesini engelleyenler ailemin kendisidir. Bana karşı saldırgan tutumları, yaptıkları tehditler onları nikahıma çağırmamı imkansız kılmıştır. Şimdi bunun vebalini üzerime yıkmaya çalışmaları anlaşılır gibi değil. |
Benim Allah'a olan bağlılığım, sadakatim hiçbir durum ve şartta değişmez inşaAllah. İlerde inşaAllah anne olursam da, inancımda bir değişiklik olmayacaktır. Kendi çocuğumu Allah'tan korkan, Allah'ı seven, Kuranda bildirilen hükümleri yerine getiren samimi bir Müslüman olarak yetiştirmeye gayret ederim. Samimi bir Müslümanın ortam ve şarta göre tavır değiştirmesi mümkün değildir. |
Annemin iddia ettiğinin aksine kimse tarafından alıkonulmam, yönledirilmem söz konusu değildir. Ben 27 yaşında üniversite mezunu ve evli olan bir kişiyim. Ailemin beni kaçırması olayından sonra bu konuyu ilgili mercilere defalarca anlattım. Ayrıca basına da bu konuda geniş açıklamalarda bulundum. Gerek yasal başvurularım, gerekse basın açıklamalarım tamamen benim özgür fikrimi yansıtmaktadır. Bu konuda kimse beni yönlendirmemektedir. |
Babam çok rahat rol yapabilen, insanları doğru olmayan şeylere kolaylıkla inandırabilen bu konuda son derece yetenekli bir insandır. Dolayısıyla, onu tanımayan bir insanın, oynadığı role ve anlattıklarına inanması oldukça kolay olur. Şu anda kamuoyunu etkilemek adına yaptıklarının bir oyun olduğunu ve sahte gözyaşları döktüğünü biliyorum. Ekranlar karşısında bana karşı şefkat sözleri söylese de, yanına gittiğimde ondan yeniden şiddet göreceğimi de biliyorum. Bu nedenle can güvenliğimin sağlanması son derece önemlidir. |
Ben 14 mayıs 2007 tarihinde evlendim. Evlenme tarihimin ailemin beni kaçırması ile hiçbir ilgisi yoktur, bu tarih 5 ay öncesinden alınmıştır. Bilindiği gibi evlenmek için yasal birçok prosedürün olması gerekmektedir. Benim evliliğim de, tüm Türk halkı gibi, resmi devlet dairesinde, belediyenin tayin ettiği nikah memurunun huzurunda, dostlarımız, akrabalarınız ve arkadaşlarımızın şahitliğinde gerçekleşmiştir. Evlenme kararımız tamamen bana ve eşime aittir. Kimsenin beni veya eşimi bu yönde zorlayıcı bir etkisi veya bu konuya müdahalesi olmamıştır. |
BAV davasında yargılanan ve hapis cezası alan kişiler, diğer BAV mensupları gibi hayatımda tanıdığım en güzel ahlaklı, en dürüst, en saygın kişiler arasındadır. BAV camiası mensuplarının Allah inancı olan, mukaddesatçı, devletin ve milletin hayrı için canla başla çalışan tertemiz insanlar olduklarına tüm Türk milleti gibi benim ailem de yakından şahittir. Ancak menfaatleri bu tarz bir tavrı gerektirmektedir. |
Babam ve silahlı kişiler tarafından zorla kaçırılmam esnasında polis dışında herhangi bir kişiden yardım istememin son derece riskli olacağı açıktır. Oradaki kişilerin bana yardımcı olmamaları durumunda, durumun benim açımdan çok daha zorlaşacağı, göreceğim baskının daha da şiddetleneceği ortadadır. Böyle bir durumda en akılcı çözüm, kuşkusuz ki bu konuyu en kesin şekilde halletmek, polis veya jandarmanın gözetiminde ve korumasında hareket etmek ve söz konusu durum ile ilgili tüm kanuni işlemleri akabinde yapabilmektir.
Ayrıca beni sıkı takip altına aldıkları böyle bir ortamda, onları aşarak kaptana ulaşabilmem elbette ki imkansızdır. Böyle bir teşebbüs sonucunda bana karşı saldırganlaşacakları aşikardır. Böyle bir durumda yapılacak en akılcı şey, onları sakinleştirmek ve 25-30 saniyelik bir telefon konuşması için en uygun ortamı kollamaktır. |
Sn. Kadir Çelik, mutlaka bir anne-babanın çocuğunu koruma hissi ile hareket edeceği ve ona zarar vermeyeceği önkabulü ile hareket etmektedir. Oysa bu gerçekçi bir tutum değildir. Şu anda dünyanın pek çok yerinde bu inancı yalanlayan örnekler mevcuttur. Çocuklarını yalnızca bir şüphe üzerine öldüren, gözünü kırpmadan kendi doğruları uğruna onları katleden ailelerin sayısı binlercedir. Aile meclislerinde, anne baba, kardeş hep beraber toplanarak cinayet kararı verilen ve bu karar infaz edilen yüzlerce olay vardır. Töre cinayetleri ülkemizde henüz önüne geçilememiş bir beladır. Böyle bir gerçek varken, bir insana anne babasından zarar gelmeyeceğini iddia etmek, bu konuda bu kadar emin olmak kuşkusuz ki mantıklı değildir. Yarın ben babamla görüştüğümde, babamın "seni öldüreceğim" yönündeki vaatleri gerçekleşse, bunun vebali kimin üzerine kalacaktır? Bu konuya duygusal bir yaklaşımın akılcı olmayacağı açıktır. Bu sebeple ailemle görüşmemin tek yolu, ancak can güvenliğimin sağlanması ile mümkün olabilecektir.

|
Babamın bana karşı şiddet uyguladığını, bana saldırdığını ispat edememem, beni kaçırdığını kanıtlayamamam kabus gibi bir şey. Etrafımda onlarca şahit bulunmasına, bunların bir kısmının polise ifade vermesine rağmen benim hala bunu ispat etmeye uğraşmam inanılır gibi değil. Herkesin bütün gücüyle beni koruması, bana sahip çıkması gerekirken, "yok seni kaçırmamışlardır, hiçbir zarar görmedin sen" demeleri hayret verici. Böyle bir durumda tek bir şahit bile yeter. Benim şahitliğim bile yeter. Ama böyle olmuyor, onlarca şahit olmasına rağmen hala "yok öyle bir şey, hayal görüyorsun" deniyor. Demek ki bu kadar açık ve aleni olmasına rağmen bir insan böyle bir durumda kalsa mağdur olacak. Adeta dehşet verici bir kabus yaşıyorum. |
Benim ailemle sorunlarım mütedeyyin bir hayat yaşamamla, onların hayat anlayışına uymamamla başlamıştır ve bunun bir geçmişi vardır. Fakat bu konuyu dışarıya aksettiren benim ailemdir. Bu durumu televizyonlara çıkarak dile getiren, ağlayarak dramatize eden ailemdir. Bu süreç boyunca bana çok defa söz hakkı doğmuştur, fakat ben bunların hiçbirini kullanmadım. Onların yaptığı suçlamalara karşı sessiz kaldım. Ama ne zaman ki asıl hedefleri BAV camiasındaki masum arkadaşlarım haline geldi, o zaman üzerimde sorumluluğu bulunan arkadaşlarım adına kendi düşüncelerimi ifade ettim. Fakat kuşkusuz ki bu aşamada, durum aile içi bir anlaşmazlıktan çok daha öteye gitmişti, babam ve annem yaptıkları faaliyetlerle arkadaşlarımı mahkum ettirme çabasındaydılar. Dolayısıyla bu konunun bana yüklenmesi doğru olmayacaktır. Bütün basın ve Türk halkı, olayın başlangıç aşamasını da detaylarını da ilk olarak babamın açıklamalarıyla öğrenmiş bulunmaktadır. |
Ortada bir hayat sözkonusu ise orada en akıllıca olan kişinin önce can güvenliği için gerekli tedbirleri almasıdır. Örneğin cinayet işlemek üzere silahlı beş on kişi bir evi bassa, "şu kişiyi arıyoruz nerede o?" diye sorsalar, burada yapılacak en mantıklı şey "buraya öyle birisi uğramadı" veya "bir süre önce buradan geçti gitti" demek olur. Bir hayatı kurtarmak için doğru söylemeyip saldırganları uzaklaştırmak yerine "ben dava adamıyım, yalan söylemem, işin doğrusu neyse onu söylerim" demek akılsızlıktır. Dürüstlük adına birisinin öldürülmesine göz yummak ahmaklıktır.
Dava adamı elbette yalan söylemez ama hayat sözkonusu ise doğru beyanda bulunmayabilir, kendini suçlayarak yapmadığı şeyleri "yaptım" diyerek kendini kurtarabilir. İşte burada kişinin kendi canını kurtarması ile yukarıdaki örnekte verilen saldırganlardan kaçan bir insanı kurtarmak arasında bir fark yoktur. Ortada bir can derdi mevzu bahistir. Dürüstlük adına ömür boyu sakat kalmayı, canını kaybetmeyi tercih etmek akılcılık değildir. Böyle şeylerin telafisi yoktur. Ama yanlış beyanın telafisi her zaman vardır. Devletin savcısının, hakiminin karşısına çıkıp yanlış beyanları düzeltme imkanı vardır. Dürüstlük ayrı ahmaklık ayrıdır. Dürüst konuşacağım mantığıyla bir insanın kendi hayatını tehlikeye atması ile masum bir insanın kolunu kırmak için gelen saldırganlara "evet aradığınız adam şurada" demek aynı şeydir. Elbette öyle bir durumda tehlikeyi uzaklaştırmak için "aradığınız adam buraya hiç uğramadı" denir. Ahmakça bir dürüstlük anlayışı olmaz. |
Bu dünya hayatı da, kişiler de gelip geçicidir. Daimi ve Baki olan ise yalnızca Allah'tır. Bir insan eğer bir hapis cezası sonucunda Allah'a inancını ve İslam dinini terk ediyorsa, bu açıkça dönekliktir, alçaklıktır. Böyle aşağılık insanların zaten Müslümanların arasında yerleri yoktur ve ahiretteki durumları da bellidir (en doğrusunu Allah bilir). |
Ben, Allah'a kalpten bağlı olan ve bu nedenle Kuran'a titizlikle uymaya çalışan bir Müslümanım. Dini inancımı insanların telkini ile değil, Allah için samimi olarak yaşıyorum. İslam ahlakını en güzel yönleri ile Sayın Adnan Oktar'ın eserlerinden öğrendiğim doğrudur. Ancak ailemin ve bazı insanların ara sıra gündeme getirdiği "Adnan Oktar'dan birkaç yıl ayrı kalsın, dini yaşamayı bırakır" mantığı çok aciz bir mantıktır. Bu açıkça bana hakarettir. Benim samimi Allah inancıma, Allah'a olan sevgime ve saygıma çirkin bir saldırıdır. Ben, Allah'ın izniyle yaşamımın sonuna kadar samimi bir Müslüman olarak kalacağım, eğer dindar bir Müslüman olarak yaşayamayacaksam, hayatın benim için bir anlamı kalmaz. |
Yalnızca Allah'ın rızasını gözeten, bu yolda çaba içinde olan ve Allah'ın rızası için gösterdiği çaba karşısında, imtihanın gereği olarak haksız yere suçlanan bir Müslüman Allah'ın katında şerefli bir Müslümandır. Allah peygamberlerin hayatlarını örnek vererek böyle bir durumun samimi Müslümanların karşısına çıkabileceğini haber vermiştir. İşte bu nedenle, Allah yolunda çabalarken, haksız bir nedenle hapis yatmak samimi Müslüman için nimettir. Müslüman, bunun karşılığını ahirette Allah'tan beklemektedir ve inşaAllah karşılığının güzel olacağını umut etmektedir. |
Her insan kendi fıtratına uygun insanlarla birlikte olma ihtiyacı hisseder. Merhametli bir insan çevresinde de şefkat sahibi kişiler olsun ister, zalim karakterli kişilerden rahatsızlık duyar. Sakinlikten, huzurdan, yumuşak başlı olmaktan zevk alan biri çevresinde kendisi gibi huzurlu ve dingin insanlar arar. Her insan kendi kişilik ve akıl dengini bulmaya çalışır ki mutlu yaşayabilsin. Sayın Adnan Oktar ve çevresindeki kişilerle olan arkadaşlığımın sebebi de budur. Çünkü Sayın Adnan Oktar ve yakınındaki insanlar benim zevk aldığım ve fıtratıma uygun bulduğum bir ahlaka sahipler. Allah'tan korkuyorlar, fedakar, temiz, asil, merhametli, sevgi dolu, dürüst, vicdanlı bir hayat yaşıyorlar. Bu nedenle onlarla dost olmaktan ve vakit geçirmekten çok zevk alıyorum. |
Babam Sayın Adnan Oktar'ı tanımaz. BAV camiasından da söz konusu kişilerin hiçbirini tanımaz. Durum böyleyken bu insanın tanımadığı insanlara karşı ezeli düşman görünümünde ekranlara çıkması, hiç olmamış şeyleri varmış gibi anlatması, benim kaçırılma olayımı son derece sıradan bir gezinti havasında anlatması elbette tüm bunların birer şov olduğunu açıkça göstermektedir. Bu tip şovlarda oldukça yetenekli olan babamın ekranlarda "ağlayan baba" görünümünde ortaya çıkması ve açıklamaları işte bu nedenle şaşırtıcı değildir. |
Bir olayda birinci dereceden suçun belirlenmesi delillere ve şahitlere dayanmaktadır. Bu olayda ise apartman komşularından sokak sakinlerine, sokakta bulunan çocuk yuvasında bulunan kişilere kadar çok fazla şahit bulunmaktadır ve bunlardan ikisi emniyette benim zorla kaçırıldığımı gördüklerine dair açık ve detaylı ifade vermişlerdir. Öldürüleceğimden endişe etmişler, durumu polise hemen bildirmişlerdir. Hiçkimse aksi bir görüşte bulunmamıştır. Kuşkusuz ki böyle bir durumda görgü şahitlerinin ifadeleri son derece büyük bir önem teşkil etmektedir. Böyle bir gerçeği "şahitler beni ilgilendirmiyor" diyerek önemsememek kuşkusuz ki objektif bir değerlendirme değildir. |
Ben ailemi ne dinsiz ne de düşman görüyorum. Bir insanın Allah ile bağlantısı kuşkusuz ki onun kalbinde olan bir şeydir ve takvayı yalnızca Allah bilir. Ancak bir insan, eğer Allah'a olan inancından dolayı karşısındaki insanla mücadele ediyor, onun ibadetlerini engellemeye çalışıyor ve zor kullanarak kendi hayat tarzına çevirmeye çalışıyorsa, bu elbette ki bir yanlış birşeydir. Benim şu anda ailemle olan sorunumun kökeni buna dayanmaktadır. Elbette sonrasında olayın çapı daha da büyümüş, menfaat uğruna ailemin BAV camiasına karşı tavırları ve aleyhte çabası nedeniyle aramızdaki husumet köklenmiştir. Şu anda ailemin bu anlaşılmaz aleyhte propagandaları ve çabaları nedeniyle sevdiğim dostlarım haksız yere hapis cezası almış bulunmaktadırlar. Dolayısıyla bana ve dostlarıma karşı tavırları dikkate alındığında anne ve babama karşı olan tutumum son derece doğaldır. Ancak saldırgan tavırlarını değiştirdikleri ve can güvenliğim sağlandığı sürece, onlarla görüşmemem söz konusu değildir. |
Halk arasında seçkinlik genellikle zengin ve mevki sahibi insanlar için kullanılır. Halbuki bu aslında yanlış bir kullanım şeklidir. Seçkin kelimesinin asıl anlamı insanlar arasında niteliklerinin yüksekliğiyle göze çarpan, üstün özelliklere sahip, güzide, müstesna demektir. Sayın Adnan Oktar ve çevresindeki kişiler için seçkin terimini kullanmamın sebebi ahlaki olarak son derece üstün ve kaliteli özelliklere sahip olmalarından kaynaklanıyor. Milyonlarca insan karşı olsa da doğru bildiklerinden asla şaşmamaları, her türlü zorluğu asil ve olgun bir sabırla karşılamaları, kendi çıkarları aleyhine bile olsa dürüstlükten ödün vermemeleri, Allah'a olan bağlılıklarını her türlü dünyevi menfaatin üzerinde tutmaları onları seçkin, müstesna ve güzide insanlar yapıyor. |
Müslüman masum olur. Müslümanın masum olanı olmayanı olmaz. Bu dürüst insanın yalan söyleyeniyle söylemeyenini nasıl ayırt ediyorsunuz demeye benziyor. Müslüman Allah'tan korkan, Allah'ın Kuran'da belirlediği ahlakı tam anlamıyla yaşayan, harama girmekten kaçınan temiz, mazlum, ahlaklı insan demektir. Müslümanım diyen bir kişiye elbette sen müslüman değilsin denmez. Benim böyle bir ifadem asla olmaz. Ama ben bir insanın müslümanlığına güven duyacaksam mutlaka o kişinin iddia ettiği gibi bir hayat yaşayıp yaşamadığına yani anlattıklarında samimi olup olmadığına bakarım. Eğer bir insan ben müslümanım deyip arkasından hırsızlık yapıyorsa o kişinin Allah korkusuna ve dindarlığına güven duymam. Dolayısıyla müslümanım dese bile o kişiye yanaşmam. Ya da bir kişi ben müslümanım deyip arkasından cinayet işliyorsa onun da müslümanlığına güvenmem. Müslümanım diyerek ortaya çıkan ama mazlum insanları maddi çıkar karşılığı karalamaya çalışan kişilerin de samimiyetine güvenmem.
Ben söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutan, dürüst ve samimi dindarlara karşı içimde bir güven ve sevgi hissederim. Nitekim Allah Kuran'da iman edenleri münafıklara yani sözleriyle içinden geçenler birbirini tutmayan sahtekar insanlara karşı uyarmıştır. Sayın Adnan Oktar ve çevresindeki insanlar Kuran'a inandıklarını söylüyor ama bu sözlerini ispat eden ahlaklı, namuslu, şerefli ve haysiyetli bir hayat yaşıyorlar. Benim için gerçek müslüman böyle olmalıdır. |
Bir insan ailesinin tanıdığı ve görüştüğü her kişiyle arkadaş olmak zorunda değildir. Her ailede, aile fertlerinin farklı arkadaşlıkları vardır. Çocukların kendi arkadaşları ve yakın oldukları kişiler ayrıdır, anne ve babanın yakın oldukları kişiler ayrıdır. Nitekim burada sözü geçen kişi de benim okul yıllarından sadece ismen tanıdığım ve hiç bir zaman arkadaş olmadığım bir insandır. Ailemle birlikte hareket etmesinin tek sebebi ise BAV camiasına karşı olan tavırlarıdır. |
Ben bana uyguladıkları tüm bu şiddete ve yaptıkları kötü muameleye rağmen bile anneme ve babama karşı asla saygıya uygun olmayan bir söz söylemedim ya da bu tip bir tavır içine girmedim. Onlara hakaret etmedim, haksız ithamlarda bulunmadım ya da sırf kalplerini kırmak amacıyla bir açıklama yapmadım. Annem ve babamla ilgili sarf ettiğim sözler sadece onların yaptıkları hataları ortaya koymak ve onları doğruya davet etme amaçlıdır. Bir insanın yaptığı bir hatayı söylemek ona karşı saygısızlık ya da hakaret anlamı içermez. Annem ve babam masum insanlara iftira atıyorlar. Ben de iftira atmayın, yalan söylemeyin diyorum. Bu zaten Kuran ahlakının bir gereğidir. Müslüman doğruyu emredip kötülükten men etmekle sorumludur. Ben de bir müslüman olarak dinimin bana yüklediği sorumluluğu yerine getiriyorum. Bana saldırmayacaklarını, zarar vermeyeceklerini, hayatıma kastetmeyeceklerini, bir olay çıkarmayacaklarını bilsem tekrar görüşürüm. Ancak öncelikli olarak bu yönde garanti almam önemli. |
İnsanların dengeli, akılcı, asil ve onurlu yaşamaları için mutlaka Allah'tan korkmaları gerekir. Bir insanın çıkarlarının aleyhine bile olsa doğruluktan taviz vermemesi, öfkesini yenebilmesi, zaaflarına yenik düşmemesi sadece kendisini Yaratan ve hesaba çekecek olan bir Yaratıcının kudretinden korkması ve aczini bilmesiyle mümkündür. Benim ailemin dengeli davranmamasının nedeni böyle bir inanca sahip olmamaları. İnançsızlık sadece benim ailemde değil milyonlarca insanda dengesizlik meydana getiriyor. Para için adam öldürmek, devleti dolandırmak, öfkelenip insan yaralamak, yalan söylemek, menfaat için masum insanları karalamak gibi dengesizliklerin kaynağında inanç eksikliği yatar. Allah'tan korkarak ve ahirette cennet umut edilerek bu tip kötülükler yapılamaz. Benim ailem de Allah korkusuyla hareket etmeyen binlerce insan gibi çıkarları için yalan söylüyor ve iftira atıyor. Bu nedenle de bana dengeli gelmiyor.
|
Annem ve babam bana güvenilir bir ortam sunmuyorlar. Onların bulunduğu yerde silahlı adamlar oluyor, bana şiddet uyguluyorlar, canımı yakıyor ve fikirlerime saygı duymuyorlar. Böylesine riskli bir ortama girerek hayatımı tehlikeye atmamı kimse benden bekleyemez.
|
Ben dünyayı gezen bir insanım. Hem işim dolayısıyla hem tanıdıklarımı görmek için yurtdışında bulundum ve bir çok tanığım, sevdiğim insan var. Babamın bana yaptığı şiddet, baskı ve zorlamaları onlarla da konuştum, samimi yaklaşan herkes haklılığıma inanıyor. Çünkü bunlar benim yaşadığım gerçekler. Dindar olarak rahatça yaşamamı istemedikleri gibi canıma da kastettiler, kaba kuvvet kullandılar. Allah biliyor doğrusunu. Benim kaçırıldığımı gören şahitlerin de ifadeleri var. Ben kaçırıldığım sırada orada bulunan komşulardan birinin ifadesinde, benim silahla zorla kaçırıldığım ve öldürüleceğim var. Ayrıca kaçırıldığım yerde ana okulunda bulunanlardan biri de kaçırıldığıma dair ifade verdi. Bu insanlar o sırada orada bulunan ve gerçeklere benimle birlikte tanık olan insanlar. Ben BAV camiası dışında da bir çok insanla görüşüyorum. Komşularımla da yaptığım sohbetlerde bu konuda dürüst olduğuma dair samimi kanaatleri ve destekleri var. Şimdiye kadar onlarca gazeteciyle de görüştüm, önce babamın doğru olmayan izahlarından ve uydurma senaryosundan dolayı sizin gibi şüpheyle yaklaşanlar oldu fakat ben kaçırılma olayının ve bana uygulanan şiddetin aslını anlatınca hepsi bu konuda bana hak verdi.
|
11 yaşında bir çocuk henüz doğruyla yanlışı tam olarak ayırtedebilecek bir akla ve olgunluğa erişmemiştir. Ne aklen ne de fiziken kendisini savunabilecek bir güce sahip değildir. 11 yaşında böylesine savunmasız bir kız çocuğunu yanında kendisini koruyacak ve yönlendirecek hiç kimsesi olmadan yalnız başına başka bir ülkeye göndermek hem büyük bir hatadır hem de bizim örf ve ananelerimize uygun değildir. Bazı kişiler 30 yaşına yaklaşmış bir insanın anne ve babasının iznini almadan evlenmesini örf ve ananelerimize uygun değil diye eleştirmektedir. Ama 11 yaşındaki bir kız çocuğunun tek başına yurt dışına gönderilmesini anne baba sevgisi olarak tanımlamaktadır. Halbuki asıl örflerimize aykırı olan ve eleştirilmesi gereken budur. Bizim örflerimizde kız çocukları yetişkin olana kadar korunur, kollanır, itinayla büyütülür. Anadolu ahlakına sahip herhangi bir Türk ailesi kız çocuğunu bakkala bile gönderirken tedirgin olur, pencereden gittiği yere kadar bakar, tek başına yollamak istemez. Hiç bir normal aile küçücük yaştaki evladını hayatı öğrensin diye ulaşma imkanının olmadığı yerlerde tek başına yabancıların arasında bırakmaz. Böyle bir uygulama anne ve babanın çocuğuna olan düşkünlüğünü değil ona olan ilgisizliğinin ve yeteri kadar kıymet vermemesinin bir alametidir.
|
Okulda aldığım eğitim, bu eğitimi gören her çocuk gibi, bana canlıların var oluşunda evrimin rol oynadığı telkinini vermişti. Bu konu bana son derece saçma ve mantıksız geliyordu. Allah'a inanıyor, fakat bana verilen eğitimin ve çevremin etkisiyle, bu anlatılanlarla Yaratılış gerçeğini bağdaştıramıyordum.
Allah'ın ruhunu taşıyan değerli bir varlık olduğumu, insanların tümünün Allah'ın yarattığı bu önemli değere sahip olduklarını, tüm canlıların, hayvanların, çiçeklerin, bitklerin ise Allah'ın sanatının ve güzelliğinin bir tecellisi olduğunu bana tüm açıklığıyla ilk olarak gösteren ise, Sn. Adnan Oktar'ın kitapları olmuştur. Dünyadaki pek çok insan gibi ben de, Allah'ın büyüklüğünü ve gücünü, Sn. Adnan Oktar'ın eserleri vesilesiyle takdir edebildim, bu anlayışa onun vesilesiyle ulaştım. Bunu açıkça ikrar eden Türkiye'de ve dünyada binlerce insan bulunmakta, hepsi Sn. Adnan Oktar'ın eserlerine hürmet ve saygıyla sahip çıkmaktadır. |
Annemin sağlık durumu elbette benim için önemlidir. Kendisine şefkatim büyüktür ve kuşkusuz annemin hastalığının bu şefkat hissimin güçlenmesinde etkisi olmuştur. Fakat annem, kendi hastalığı için canla başla çalışıp uğraşan, sağlığını yakından takip eden BAV camiası mensuplarına karşı cephe almış ve onlar hakkında ceza kararı çıkabilmesi için hasta olmasına rağmen var gücüyle uğraşmıştır. Bütün bunlara rağmen, can güvenliğim sağlandığı takdirde, kendisini ziyaret edip durumu ile ilgilenmeyi elbette ki isterim. |
Bizler kuşkusuz ki Sn. Adnan Oktar'ın isnat edilen suçlarla hiçbir ilgisi bulunmadığını kesin olarak biliyoruz. Bunu, dava sürecinde Sayın Savcı da, kendisine danışılmış bulunan onlarca hukuk profesörü de teyid etmiş bulunmaktadır. Zaten halkın nezdinde de böyle olduğu görülmektedir, kimse bu suçlamaya inanmamaktadır. |
Televizyonlarda aile içi dramların konu edildiği programlar yaygın olarak yer almaktadır. Bu programlar halk tarafından yoğun olarak seyredilmektedir. Bu programa konuk olarak katılan kişiler duygusal konuşmalar yaparak ağlamakta, hatta kimi zaman bağırarak konuk olarak katılan kişilerle kavga etmektedirler. Programa gerek konuk gerekse seyirci olarak katılan kişilerin bazılarının kanal sahipleri veya program yapımcıları tarafından kadrolu olarak çağırıldıkları ve anlaşmalı oldukları bilinmektedir. Bu böyle olduğuna göre başka yerde de bu tip gürültü yapacak kamuoyunu etkileyecek, olayları ajite ederek insanları infiale sürükleyecek kişiler rahatça bulunabiliyor demektir. |
| KAÇIRILMA OLAYININ DELİLİ OLAN BAZI BELGELER |
Babam Feridun Özgül, silahlı adamlarla, beni ellerim ve ayaklarım bağlı olarak, sokaktaki tüm insanların şahitliğinde kaçırmış olmasına rağmen, bu konuyu hala tevil etmeye, kamuoyu nezdinde tersine çevirmeye çalışmaktadır. Oysa silah zoru ile kaçırılmam ve bunun sonrasında Ayvalık'ta bir evde kapalı olarak alıkonulmam, Jandarma kayıtlarında bulunmaktadır. Nitekim, Jandarma birlikleri Ayvalık'taki eve geldiklerinde, Jandarmalar karşısında babamda dahil olmak üzere olaya iştirak edenlerin tümü elleri havada teslim olmak zorunda kalmışlardır. Açık ifadelerime, görgü şahitlerine ve silahlı olduklarını ve teslim olduklarını açıkça belirten Jandarma tutanağına rağmen babamın hala bu olayı masum göstermeye ve tam tersine çevirmeye çalışması inanılır gibi değildir.
Bu konu ile ilgili resmi belgelerden bazıları şunlardır:


BABAM FERİDUN ÖZGÜL'LE BERABER BENİ KAÇIRAN SERKAN KODALOĞLU'NUN SİLAHLI OLDUĞUNA DAİR KENDİSİNE AİT POLİS İFADESİ |



İSKELE JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞINDA VERDİĞİM İFADE
|

JANDARMA ARAMA İZNİ İSTEMİ
|

AYVALIK YAKALAMA TUTANAĞI
|


KARTALTEPE KARAKOLU'NUN KAÇIRMA OLAYI İLE İLGİLİ BAKIRKÖY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA GÖNDERDİĞİ EVRAK
|


11 MAYIS 2008 TARİHLİ SAVCI İLE TELEFONLA GÖRÜŞME TUTANAĞI
|


KAÇIRILMA OLAYINDAKİ SİLAHLI KİŞİNİN TEŞHİS TUTANAĞI
|
|


|
Babam Ferudun Özgül
ile ilgili çıkan bir haber |
|
Babam Feridun Özgül Objektif programında annemin hastalığının, benimle görüşememesi sonucu üzüntüden ortaya çıktığını iddia etmiş ve bunda ısrarcı olmuştur. Oysa bu tamamen gerçekdışı bir ifadedir ve babam da bunu çok iyi bilmektedir. Söz konusu hastalık, benim ve BAV camiasından dostlarımın yoğun çabaları neticesinde teşhis edilmiş ve gerekli tedbirler alınmıştır. Annemin hastalığı 2.5 yıl önce benim ve arkadaşlarımın vesilesiyle teşhis edildiğinde annem 4.5 yıldır kanserdi, vücudundaki tümörü 4.5 yıldır taşımaktaydı. Kanseri 3. evredeydi ve karaciğerine sıçramıştı. Hastane belgelerine bakıldığında, doktoruyla görüşüldüğünde bu gerçek kolaylıkla anlaşılacaktır. Dolayısıyla bu durum, olayı dramatize edebilmek, hastalık gibi bir aczi bile bana ve arkadaşlarıma yükleyebilmek için bu çirkin senaryonun içine yerleştirilmiş bir aldatmacadır.
 |
Kanser konusunda en yetkili kuruluş olan National Cancer Institute; "kanser ile stres arasında tespit edilen bir bağlantı olmadığını" belirtiyor.
|
| Kaynak:
http://www.cancer.gov/cancertopics/factsheet/Risk/stress |
"Pankreas kanserinin risk faktörleri sigara, kronik pankreatit (alkolün neden olduğu pankreas hastalığı) ve uzun süredir devam eden diyabettir." |

|
| Kaynak:
http://www.merck.com/mmhe/sec09/ch131/ch131k.html |

|
"Pankreas kanserinin muhtemel risk faktörleri şunlardır: Sigara, beslenme, alkol, kilo, diyabet, kronik pankreatit, mide ülseri gibi diğer hastalıklar, genetik faktörler" |
| Kaynak:
http://www.cancerhelp.org.uk/help/default.asp?page=3102 |
|
|
Babam, ekranlarda göründüğü son TV programında, gösterdikleri çabalar neticesinde BAV camiası mensuplarından bazılarının 3 yıl hapis cezası almaları karşısında şaşırtıcı şekilde "üzgünüm" ifadesini kullanmıştır. Oysa tüm mahkemelere bizzat katılarak onların ceza alabilmesi için uğraşan, bu uğurda özel avukatlar tutan, sonuç açıklandıktan sonra cezayı az bulan ve cezanın 30 yıla çıkarılması için uzun süre uğraşıp basına açıklamalar yapan kişiler kendileridir. Ekranlarda üzgün olduğunu ifade ederken, söz konusu masum insanların hapsedilmesi için özel olarak çaba göstermiş bulunduğundan her nedense hiç bahsetmemiştir.
|
Anne ve babamın beni bahane göstererek Bilim Araştırma Vakfı camiasına karşı mücadele başlatmalarının tek sebebi, kendilerinin aksine benim, mukaddesatçı ve mütedeyyin bir hayat sürmemden kaynaklanmaktadır. Ayrıca çeşitli çıkar odaklarının eline düşmüş, kandırılmış ve çıkar karşılığı BAV camiasına karşı mücadeleye girişmişlerdir. Bu menfaatin sürebilmesi için her türlü gerçekdışı açıklamayı kameralar karşısında rahatlıkla yapabilmektedirler.
|
Babam, annemin kanser hastalığını öne sürerek beni ve arkadaşlarımı suçlamaya çabalamaktadır. Peki acaba kendileri, aylardır haklarında ceza hükmü verilmesi için uğraştıkları, "3 yıl az 30 yıl verin" diye basın yoluyla mahkemelere baskı yaptıkları 3'ünü genç kızların oluşturduğu masum insanların ailelerinin durumunu hiç düşünmüşler midir? Onların annelerinden babalarından kanser olanlar, kalp hastası olanlar vardır. Onların durumunu hiç akıllarına getirmişler midir? Bu kişilerin hiçbiri çıkıp da "Çocuğum hapse girdi kanser oldum, kalp enfaktüsü geçirdim" diyor mu? Kimse böyle bir şey demiyor.
|
Annemin hastalığının teşhisinde ve gerekli tedbirlerin alınıp tedavi aşamasına geçilmesinde BAV camiasından arkadaşlarımın candan çabası ve iştiraki söz konusudur. Avrupa ve Amerika'da onlarca doktora danışarak durumu istişare etmişler, gece gündüz demeden olabilecek her yöntemi seferber etmişlerdir. Bütün bunlara rağmen, annem ve babam, küçük bir çıkar uğruna, kendilerine böylesine candan vefa gösteren kişilere hapis cezası aldırabilmek için ellerinden geleni yapmakta geri kalmamışlardır.
|
|
|
 |
 |